FLAŞ HABER:
Ana Sayfa anonymous, blog, Elazığ, Gündem, KÖŞE YAZISI, Uncategorized, uncategorized 20 Mayıs 2026 62 Görüntüleme

AH BE RASİM DÜN EKRANDA LİNÇ DAĞITIYORDUN, BUGÜN MERHAMET KUYRUĞUNDASIN

Bir ülke bazen tankla değil, ciddiyetsizlikle çürür.

Bir millet bazen kurşunla değil, hafızasının alay konusu edilmesiyle yaralanır.

Ve bazı isimler vardır…

Onlar sadece konuşmaz.

Bulundukları ekranın seviyesini düşürür, tartışmanın ahlakını bozar, toplumun sinir uçlarıyla oynarlar.

 

Bugün çıkmış Rasim Ozan Kütahyalı tahliyesini isterken “eşim hamile”, “çocuklarım üzülüyor”, “ızdırap çekiyorum” diyormuş…

İnsan ister istemez duruyor.

Ve kendi kendine soruyor:

Şimdi mi aklına geldi gözyaşı?

Şimdi mi aklına geldi aile?

Şimdi mi anladın insanın canının nasıl yandığını?

Çünkü bu millet senin bugünkü korkundan önce başkalarının sessiz çığlığını dinledi.

Kuddisi Okkır’ı gördü bu ülke…

Kanserle boğuşurken cezaevinde yalnız bırakılan bir adamın nasıl eridiğini gördü.

Ali Tatar’ın son mektubunu okudu bu millet…

Bir subayın onurunu koruyabilmek için ölümü seçtiği o karanlık geceyi unutmadı.

Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünü gördü.

Murat Özenalp’in cezaevi avlusunda yere yığılışını gördü.

Gazi Abdülkadir Kırca’nın nasıl yalnız bırakıldığını gördü.

Ve bütün bunlar olurken bu ülkenin ekranlarında birileri kahkaha atıyordu.

İşte insanların öfkesi tam da burada büyüyor.

Çünkü mesele yalnızca yanlış yorum yapmak değildi.

Mesele; insanların hayatı parçalanırken bunu televizyon şovuna çevirebilmekti.

Türkiye’de bir dönem vardı…

Savcıların manşetlerle konuştuğu…

Ekranların mahkeme salonuna döndüğü…

İnsanların daha yargılanmadan “suçlu” ilan edildiği kirli bir dönem…

Ve o dönemin medya amigoları bugün hâlâ utanmadan “mağdurum” diyebiliyor.

İnsan gerçekten hayret ediyor.

Bir dönem insanların itibarını lime lime edeceksin…

Aileleri dağıtacaksın…

İntiharlara sürüklenen insanların ardından ekranlarda ahkâm keseceksin…

Sonra gün gelecek kendi korkunu anlatıp merhamet isteyeceksin.

Hayat bazen insana en ağır ironiyi kendi cümleleriyle yaşatıyor.

Çünkü bu mesele artık bir televizyon figürü meselesi değil.

Bu mesele; Türkiye’de gürültünün fikir yerine geçmesi meselesidir.

Provokasyonun yorumculuk sanılması meselesidir.

Reyting uğruna insanların hayatlarının harcanması meselesidir.

 

Bugün hâlâ bazı insanların çıkıp Rasim Ozan gibi isimleri “renkli karakter”, “marjinal yorumcu”, “farklı ses” diye pazarlamaya çalışması bu ülkenin medya çürümesinin özeti gibi.

Hayır.

Gazetecilik bu değil.

Gazetecilik; güç kimdeyse onun önünde eğilip rüzgâr değişince yeni maske takmak değildir.

Gazetecilik; hafızadır.

Vicdandır.

Sorumluluktur.

Aksi yalnızca gürültüdür.

Ve Türkiye’nin en büyük trajedilerinden biri de şu oldu:

Bu ülkede skandal bazen kariyer bitirmedi…

Tam tersine reyting getirdi.

Bilgi değil bağıran kazandı.

Ahlak değil sansasyon prim yaptı.

İlke değil, viral olan konuşuldu.

Sonra dönüp gençlere “neden toplum yozlaştı?” diye sordular.

Bir ülkenin ekranları, o ülkenin aynasıdır.

Eğer o aynada sürekli manipülasyon yapanlar, dün söylediğini bugün inkâr edenler, insanların acısını reytinge çevirenler parlatılıyorsa; orada yalnız medya değil, toplumsal hafıza da çürümeye başlamıştır.

Bak Rasim…

Bu ülkede herkes hata yapabilir.

Ama bazı hataların bedeli yalnızca “yanılmışım” diyerek kapanmaz.

Çünkü burada mesele siyasi fikir değil.

Burada mesele kul hakkı.

Bir insanın haysiyetine sürülen çamurdan bahsediyoruz.

Bir çocuğun babasız büyümesinden bahsediyoruz.

Bir annenin evladının tabutuna bakmasından bahsediyoruz.

Ve sen bugün çıkıp “ben çok üzgünüm” diyorsun.

Kusura bakma ama bu milletin hafızası sosyal medya gündemleri kadar kısa değil.

Bazıları her şeyi mizaha çevirerek geçmişin günahlarını hafifletebileceğini sanıyor.

Hayır.

FETÖ’nün bu ülkeye verdiği zarar, birkaç ironik cümleyle kapanacak bir mesele değildir.

Kumpas mağdurlarının kaybettiği yıllar, ekran kahkahalarıyla silinmez.

İnsanların üzerine atılan iftiralar, sonradan kurulan mağdur cümleleriyle temizlenmez.

 

Ve bir toplum şunu unutursa her şeyini kaybeder:

 

“Bazı dönemlerde susmak suçtur ama bazı dönemlerde konuşanların kim olduğu daha büyük felakettir.”

 

Bugün hâlâ ekranlarda “fenomen” diye pazarlanan bazı isimler, aslında Türkiye’nin medya çürümesinin canlı arşividir.

Çünkü tarih bazen insanın önüne bir ayna koyar.

Ve o aynada insan yalnız yüzünü değil…

Geçmişte attığı kahkahaları da görür.

İşte bugün yaşanan tam olarak budur.

Lütfen Paylaş

Yorumlar

Tema Tasarım | Osgaka.com